Feeds:
Posts
Comments

Archive for November, 2012

Serinin ilk yazısı için: Dostoyevski – ‘Beyaz Geceler’ ve ‘Uysal Kız’

Hatırlatma: Kitabı tavsiye edip etmeyeceğimi veya konusunu anlatmayacağım. Sadece, görüşüne katıldığım veya katılmadığım ama ilgimi çeken birkaç alıntıyı paylaşacağım. Bi-iznillah.

İnsancıklar

Köyden ayrılmamız gerektiğini anlamam çok zor oldu. Çocukluk işte. Oturduğumuz evi, ekip biçtiğimiz tarlaları, ahırdaki atları, kapıdaki arabaları hep bizim sanırdım. (Varvara Alekseyevna, çocukken babasının kahya olarak çalıştığı çiftlikten bahsediyor, shf: 29)

Meraklı insanlardan, hele meraklı komşulardan hiç hoşlanmam anacağım. Kendim de meraklı bir insan değilim. En çok kapı dinleyen insanlardan nefret ederim. İnsanın hırsız olması için başkasına ait bir eşyayı çalması gerekmez; başkasına ait sırları çalmak da hırsızlıktır. Hem de hırsızlığın en bayağısıdır. (Makar Devuşkin, shf: 52)

Bana sorarsanız, tüm kitabın en değerli paragrafı. Özellikle son cümle beni bitiriyor!;

Tanrı her insana az veya çok bir yetenek takdir etmiştir. Onun adaletinden sual olunmaz. Benim esas üzerinde durmak istediğim nokta, insanların bu yeteneklerini gösterecek fırsatı bulup bulamadıkları. Yetenek sahibi, namuslu, dürüst insanlara yeterince değer veriliyor mu? Bu insanlardan sorumlu mevki ve makam sahibi kimseler, onları hak ettiği yere getiriyor mu?

Çevremize şöyle bir bakalım. Bir tarafta bakanlar, generaller, müdürler, çiftlik sahipleri; diğer tarafta kapıcılar, on ikinci dereceden memurlar, ırgatlar ve bir lokma ekmeği zor bulan sefiller. Hep merak etmişimdir. Bir general, emir verdiği neferden daha mı akıllı ve yeteneklidir? Bir müdür, günde on kere azarladığı kapıcıdan daha mı dürüst ve namusludur? Okuldan hatırlıyorum, öğremenlerimizi, “Yurtdaşlık” dersinde bunun bir iş bölümü olduğunu söylüyorlardı. Evine bir kuru ekmek götüremeyen, dört çocuk babası, komşumuz Gorşkov’u hatırla. Adamcağız her gün iş bulmak ümidiyle evinden çıkıyor; ama açtığı her kapı yüzüne kapanıyor. Kimse onunla iş bölüşmek istemiyor. Öğretmenlerimizin “iş bölümü” dedikleri başka bir şey olmalı. Görüyorsun işte, ben cahil bir adamım. En basit şeyleri bile anlamakta zorluk çekiyorum. (Makar Devuşkin, shf: 84-85)

Kendinize haksızlık ediyorsunuz. İnsanı değerli ve üstün kılan fiziki güç değildir. Fiziki güç ve gençlik insanın hayvan boyutudur ve geçicidir. Asıl değerli ve kalıcı olan insanın yaptığı faydalı işlerdir. (Varvara Alekseyevna, shf: 95)

Farklı bir bakış açısı;

Büyük yazar dediğin Gogol, bütün hikayelerinde bizim yoksul takımıyla açıkça alay ediyor. Aynı şeyi yüksek rütbeli bir general için yapsın da göreyim. Nerede o cesaret? Ertesi gün mahkeme önüne çıkacağını bilir. Adaletin zenginden ve makam sahiplerinden yana olduğunu söylemek istemiyorum. Hayır benim kutsal Rus mahkemelerine güvenim tamdır.

Kendini beğenmiş zenginlerin, arsız alaycıların, fakir edebiyatı yaparak para kazanan yazarların bakışları hep üzerimizdeydi. Benim delik ayakkabımdan, yamalı elbisemden, akşam yediğim yağsız bulgurdan ve lahana turşusundan kime ne? Benzetmem biraz kaba olacak ama, bu hikayeleri okuyunca, bekaretine el uzatılmış bir genç kız gibi utanç duyuyorum. Kabalığımı yine hoş gör, sen nasıl yabancıların önünde soyunmak istemezsen; yoksul adam da kulübesine girilmesini ve perişanlığıyla alay edilmesini istemez. (Makar Devuşkin, shf: 97)

Diyeceğim o ki; insanların çoğu kendileri için değil, başkaları için giyinir. Daireye gelen pasaklı bir köylü ile, iyi giyimli bir çiftlik ağası aynı muameleyi görmez. Pasaklı köylüye bağırır çağırırlar; bugün git yarın gel derler. Çiftlik ağası, general gibi itibar görür; işleri tıkır tıkır yürür. General deyince aklıma geldi. Bir general kişiliğinden dolayı mı, yoksa omzundaki yıldızlardan dolayı mı itibar görür? (Makar Devuşkin, shf: 114)

 Üzerinde düşünülesi cümleler, öyle değil mi? :)

 Sıra diğer kitapta;

Ev Sahibesi

(Katerina, shf: 32) 

İyileşince burada iki kardeş gibi yaşarız. İster misin? Allah vermeyince bir kardeş bulmak kolay değil.

 

**

İlk kitap ‘İnsancıklar’la ilgili tanıtım niteliğinde bir bölüm var aşağıda. Değişik bir şey. Özellikle kalın yazılı kısımlar ilgi çekici.

1845 yılında ilk eseri “İnsancıklar”ı yazmaya başlayan Dostoyevski, bu eserinde devir edebiyatının şaşmaz konularından biri olan memur hayatını anlatır. Geleneklere önemli ölçüde sadık kalmakla beraber, dönemin edebiyat dünyasına taze bir nefer getirecek olan genç yazarın bu ilk kitabının öyküsüyse ilginçtir: 1845 yılında “İnsancıklar” tamamlanınca eserin müsveddelerini dostu Grigoriç’e verir. O da bunları, dönemin ünlü şairlerinden Nekrasov’a götürür. Nekrasov, sabahın dördünde kitapla ilgili düşüncelerini Dostoyevski’ye anlatmak üzere evden çıkacak kadar eserden etkilenir. Bir sonraki günse, müsveddeleri eleştirmen Belinski’ye götürür ve ona yeni bir Gogol’un doğduğunu söyler. “Galiba sizde Gogol’ler mantar gibi yerden fışkırıyor.” diyen Belinski, eseri okuduktan sonra hayranlığını saklayamayarak: “‘İnsancıklar’, büyük bir cevher keşfetmemize neden oldu. Eserin yazarı Gogol’ü de geçecek, dehası sayesinde, eseriyle şimdiki ve bundan önceki büyün edebiyatı gölgede bırakacak!” deyiverir. Bir süre sonra Belinski ile Dostoyevski görüşürler ve genç yazar, ünlü eleştirmenin kendisine söylediklerini şu sözlerle ifade eder: “Belinski bana, üst üste birkaç sefer: Delikanlı ne yaptığınızın farkında mısınız? Siz sadece sanatçı olarak, bir sezişle bunu yazabilirdiniz! Ama bize gösterdiğiniz bu korkunç gerçeğin üzerinde hiç düşündünüz mü? Ama hayır, bu yirmi yaşınızla bunu düşünmüş olabilmenize imkan yoktur, dedi.”

Belinski devam eder: “Siz meselenin ruhuna dokundunuz, bir çırpıda en can alacak noktayı gösterdiniz. Biz eleştirmenler, sadece düşüncelerimizi söyler, bunu kelimelerle anlatmaya çalışırız. Siz sanatçılarsa elle tutulabilmesi, düşüncelerini söyleyemeyen bir okurun bile her şeyi birden kavrayabilmesi için meselenin esasını çizgiyle, bir çırpıda bir tiple canlandırırsınız!.. İşte sanatçının sırrı diye buna derler… İşte sanatçının gerçeğe hizmet etmesi diye buna derler… Kabiliyetinizi koruyunuz, siz büyük bir sanatçı olacaksınız!..”

-Saliha

 

Advertisements

Read Full Post »

.

Yeşil Eşarplı Kız

1- Uğurlu ve Bereketli Kadının Bir Alameti:

Resul-i Ekrem (s.a.a): “Kadının ilk çocuğunun kız olması onun uğurlu ve bereketli olmasının (bir) alametidir.” [1]

Ne kadar ilginçtir ki dinimiz ve dinimizin peygamberi, bugün toplumumuza hâkim olan kültür ve anlayışın tam tersine, kız çocuğu ve kız çocuğu doğuran anneye olan bakış tarzını bu şekilde ortaya koymaktadır. Bu da bizim toplum olarak, birçok konuda olduğu gibi bu konuda da İslamî anlayıştan uzak olduğumuzu ve cehaletten kaynaklanan âdet ve törelerden etkilendiğimizi gösteriyor.

2- Kız Evladı:

İmam Caferi Sadık (a.s): “Kızlar iyilik (sevap kazanma vesilesi), oğlan çocuklar ise nimettir. İyiliğe karşı sevap verilir, nimetlerden ise hesap sorulur.”[2]

Bu hadisten maksat şudur ki kız çocukları, bazı özel konumlarından dolayı korunup kollanmaya daha çok muhtaçtırlar. Sonra büyütülüp yetiştirildikten sonra anne babasından ayrılıp kocasının evine gittiği için maddi açıdan anne babasına fazla bir katkı ve yardımı söz konusu değildir.

View original post 2,670 more words

Read Full Post »

“Kim bir ağaç dikerse, Allah Teâlâ o ağaçtan çıkacak meyve miktarınca o kimseye sevap yazar.” Ahmed İbn Hanbel, 5/414

“Müslüman, bir ağaç diktiğinde, o ağaçtan yenildiği sürece, o yenilen şey kendisi için sadakadır. ” Riyazüs- Salihin, 1/168 

“Kıyamet kopmaya başladığında birinizin elinde bir ağaç fidanı bulunursa, kıyamet kopmadan önce onu dikmeye gücü yetiyorsa, hemen onu diksin.” Ahmed İbn Hanbel, 3/191

“Ağaç keseni Allah tepesi üstü ce­henneme atar.” Câmiu’s-Sağir 2/164

Bekleriz :)

-Sâliha

Read Full Post »

Bismillah!

Malumunuz, bu yıl üniversite sınavlarına hazırlanıyorum. İnşaAllah 23 Haziran’da son sınava gireceğim ve sonrasında özgürüm! :)

Haliyle insan hayal kurmadan edemiyor. Üzerimdeki bütün stresi atmış olmanın şaşkınlığıyla o yazı boş geçirmekten korktuğum için şimdiden tatil planımı yapayım dedim.

   1. İran Seyehati

Düşünmesi bile küçük çaplı kalp krizleri geçirmeme yetiyor! MUHTEŞEM olurdu. Olacak. İnşaAllah.

Yıllardır, canım sıkıldıkça, açar İran’a uçak biletlerine bakarım durduk yere -deli miyim neyim. Artık o biletleri satın almak istiyorum Allah’ım, lütfen! [Âmin]

 2. Arapça Çalışmaları

2 yıllık Arapça hocamın kendine yeni öğrenciler ediniyor olmasının içten içe bana dokunduğu şu dönemlerde, bir an önce Arapça kursunda dönmek için SA-BIR-SIZ-LA-NI-YO-RUM! Cami avlusuna hasır serip ders yapmışlığımız var nihayetinde. :)

Aah ah…

   3. Tezhib Kursu

Artık bunun gerçekleşmesi gerekiyor!

   4. ProductiveMuslim’e Dönüş

Bunun da gerçekleşmesi gerekiyor! :)

   5. Bursa Seyehati

Kendimi bildim bileli -emin olamadığım bir sebepten dolayı- Bursa’yı çok seviyorum!

Bir de Bursa’ya gidince Osmanlı’yla karşılaşacağım gibime geliyor :) -tam bi’saçmalık, biliyorum.

   6. Safranbolu-Eflani Seyehati

Safranbolu’yu severim, bilirsiniz. :) Bir kere daha gitmek isterim, uzun uzun köyde kalmak, dinlenmek, Şaziye teyzeyle fasulye kırmak, Zehra teyzelere kahvaltıya gitmek isterim. Falan filan…

Bir de Karacapınar ve Kızırgelik’e gitmek istiyorum. Hep duyduğum ama hiçbir zaman tam olarak gezemediğim köyler. Artık isimleri geçtiğinde gözümün önüne bir şeyler gelsin istiyorum. :)

   7. Binicilik Kursu

ŞAHANE OLURDU!

   8. Gökçeada Tatili

Cemile’yle bir yılın acısını denizden çıkarabiliriz bence :) -İnşaAllah-

  9. Okunmayı Bekleyen Kitaplar

Çok süper kitaplar buldum, aldım, alacağım İnşaAllah :) Necib Mahfuz’dan, Tariq Ramadan’a; Gazali’den Dostoyevski’ye…

   10. İncesaz Konseri

Yazın başından beri bir İncesaz aşkıdır gidiyor. Bıkmıyorum. Olmuyor. :) Bir Melihat Gülses, Dilek Türkan konseri şahane olur! Bi-iznillah!

Yetsin bence. :)

Vesselâm

-Saliha

Read Full Post »