Feeds:
Posts
Comments

Archive for January, 2013

Bismillah!

İnternet yaşıma göre biraz fazla yer etmiş olabilir hayatımda ki bu başıma gelen en muhteşem şeylerden biriydi. Hayatımın en mutlu anlarını çoğunlukla bilgisayar başında, bir e-mail aldığım zamanlarda yaşamışımdır mesela. Bu konuya ayrı bir yazıda girmeliyim sanırım. :)

E-mailler daha güvenilir, samimi ve yerine göre ciddi geliyor bana. Bu da yaklaşık olarak aradığım her şey demek. :) Özellikle de, istesem gidip görüşemeyeceğim, dünyanın bir ucunda yaşayan insanlarla itribata geçmemi sağlaması dünyanın en muhteşem şeyi!

**

Şimdi, bunca yıl bu maillerle neler yaptım, ve neler yapmanızı tavsiye ederim;

 

1. İlham aldığım kişilerle irtibata geçmek. Cidden büyük bir fırsat! Çok güzel işler yapan insanlar var, onlardan tavsiye istemek, ya da sadece fikirlerini tartışmak için bile mail atabilirsiniz! Ben mesela bugüne kadar Yusha Evans‘a, Hijabstyle‘a, Mine‘ye, Vela‘ya, StyleIslam‘a, ve daha hatırlayamadıklarıma mailler attım. Ve birçoğu cevapladılar, sorularımı yanıtladılar ve bu muhteşem bir şey!

Şimdi fark ediyorum, bunların bir kısmı resmen çocukken attığım mailler imiş. :) 14 yaşında kızsın, senin neyine dünyanın öbür ucundaki insana mail atmak? :)

 

2. Yazarlar, yazarlar, yazarlar! Bir yazıyı okuduktan sonra, etkilendiysem, hemen yazarıyla konuşmak; aklımda ne kadar soru varsa sormak isterim.

Mahbod Seraji, tanıdığım en kibar yazar! Adam kitabının başında mail adresini yazmış, sizinle konuşmaktan onur duyarım diye de eklemiş. Saliha durur mu? Tabi ki hayır! :) Kendisine ziyadesiyle uzun bir mail attım ve kendisi bütün sorularımı cevapladı. Zamanla, arada bir sırf hâl hatır sormak için bile mail atar oldum kendisine. :) Sonra bir gün romanının İngilizce versiyonunu istedim, adam Amerika’dan imzalayıp gönderdi bana romanı. Mutluluktan bildiğiniz ZIPLADIM! 

kitap

Shelina Zahra Janmohamed, Murat Menteş’e de mail atmıştım yazılarını/kitaplarını okuduktan sonra.

 

3. İş aramak. :) ProductiveMuslim‘deki asistanlığım böyle oldu. Bir gün mail attım. Sizin için gönüllü olarak bir şeyler yapmak istiyorum, neye ihtiyaç varsa yapabilirim dedim. Adamlar kabul etti! Ve 2 yıl boyunca araştırmacı olarak onlarla çalıştım. Hayatımın en şahane deneyimi olsa gerek. Ve gerçekleşen en büyük hayalim idi. :) Hâlâ inanamıyorum. (Bu konu da kendi başına bir yazıyı hak ediyor. :) )

 

4. Dostlarla muhabbet. Zamanında facebook sayesinde birçok yabancı arkadaş edindim. Ama hesabımı kapatınca mail üzerinden görüşmek durumunda kaldık. Bu da bizim için life-saver kabilinden bir şey idi. İranlı dostum Fatemeh ile muhabbetimizi bu sayede devam ettirdik. Takdir edersiniz ki, bir dost demek, aslında çok şey demek.

 

5. Eski hocalarla irtibat. Mümkün olduğunda vefalı bir öğrenci olmaya çalışıyorum. Yüz yüze görüşemediğim hocalarla -telefon konuşmalarından hazzetmediğim için- mailleşmeyi tercih ediyorum. :) Arada bir hal hatır soruyorum, kendimi unutturmamaya çalışıyorum. :)

asfa

 

6. Yeni insanlar tanıma, insanları daha iyi tanıma! Twitter’da çok harika insanlar var. Ama twitter muhabbet yeri değil. Hadi tanışıp muhabbet edelim olmuyor. Bu yüzden biz de hemen e-maile geçiyoruz. :) Bir konu tartışılır, bir müzik tavsiye edilir, bir anı anlatılır… Konuşulacak her ne ise, cümlelerinizden kısmaya çalışmadan maille anlatabilirsiniz derdinizi.

 

Bir de, çok istediğim bir şey için birinden izin isteyeceksem, onun için de mail atarım. Benim için izin istemek dünyanın en stresli şeyi! Bu açıdan e-mailler yine yardımıma koşuyor elhamdulillah. :) (Mail atmak için garip bir sebep olduğunun farkındayım, ama işe yarıyor! :))

**

Özellikle ilk iki maddeyi şiddetle tavsiye ederim! Her mail attığınız kişi size dönmüyor tabi ki, ama ben hepsinden de bir şeyler öğrendim! Umarım azıcık olsun sizi teşvik edebilmişimdir. :)

 

Vesselâm,

Sâliha

Advertisements

Read Full Post »

Yazarken dinledim: İncesaz – İstanbul Efendisi

Esselaam alekum ve rahmetullah!

Aylar sonra bugün, değerlendirebileceğim bir hafta sonum oldu, dershanemin tatil olması sebebiyle. Ben de soluğu karşıda aldım tabiki. :)

Yol boyunca not defterime aldığım notları, ve çektiğim fotoğrafları ekliyorum buraya. Keyifle okumanız dileğiyle. :)

09:49 Evden çıktım.

10:20 Motordayım, 10 dakika sonra motor hareket edecek inşaAllah. Sanırım hava yağmurlu olduğu için insanlar açık hava kısmında oturmuyorlar. Halbuki yağmur ve motorun üstü açık kısmı dünyanın en muhteşem iki şeyi. İnsanlar delirmiş olmalı.

12012013067

Alışkın olmadığımız bir manzara.

10:30 Motor hareket etti. Aşırısını bile sevdiğim tek şey rüzgarı hissetmek. (Daha sonra baş ağrısı yapmadığı sürece)

Çaycı amca da çayımı getirdi bu arada. Bazen sırf vapura binip, sürekli iki yaka arasında gidip gelmek istiyorum.

çay2

her güzel şeyin sonu… :)

10:43 Galata Köprüsünün altından geçmek çocukken başıma gelen en fantastik şeydi sanırım, acayip heyecanlanırdım. :)

10:49 İlk defa Hareket Amirliğine sormadan Fatih otobüsünü buldum sanırım?

12012013072

Yavuz Selim göründü. Heyecan heyecan!

11:52 Yavuz Selim’deyim. Yağmur yağıyor. Burası da sessiz, ıslanmış kediler dışında tabi ki. Buradaki şişko kedi sanırım ayağıma basıp üzerinden geçti. Kedileri uzaktan sevdiğim için hafiften sıçramış olabilirim. Ehem. Fatih kedileri bir garip.

12012013079

Davranalım!

12012013085

Yavuz Selim’den Haliç manzarası. Güneşli günlerde daha güzel göründüğünü itiraf etmeliyim.

Caminin girişinde 4 farklı dilde İhlas Suresinin anlamının yazılı olduğu bir tabela var. İlk defa bugün fark ediyorum;

12012013082

Namaza İskenderpaşa’ya yetişmem gerektiği için buradan buradan erkenden çıkıyorum.

12:20 İskenderpaşa’dayım. Caminin girişinde Fatih Hocayla karşılaştık. Kendisiyle en sevdiğim yerlerde karşılaşıyorum. Daha önce Harem-i Şerif’te karşılaşmıştık.

Bugün ilk defa caminin içine girdim. Hanımlar kısmının içeride olduğunu bilmiyordum. Öğrendiğim iyi oldu ama. :)

Camiden çıkınca yağmur bastırdı. Ara sokaklardan yürürken gördüğüm ilk caddeye çıktım ve başımı kaldırdığımda Duanurların evi tam karşımdaydı. Acıkmıştım, ıslanıyordum, barınmaya ihtiyacım vardı. Arkadaşlar bugünler için vardır dedim ve kapıyı çaldım. :) Duanur harika bir ev sahibi ve annesinin yaptığı tavuk soteyi başka hiçbir yerde yiyemezsiniz.*

14:42 Duanurlardan çıkıyorum.

Otobüsle Eminönü’ne geçtim. Bu sefer köprünün üstünden geçiyorum :)

12012013118

Otobüs manzaram…

Eminönü’nden güzel insanlara kahvelerini aldım ve kendimi motora attım. (Seferler iptal olur diye ödüm kopuyordu.)

12012013122

Yeni Camii ve kestaneci

kahveler

15:35 Şimdi motordayım. Bu sefer hakkımı sahlepten yana kullanayım dedim. Ve bayıldım! Daha önce içtiklerimden kesinlikle daha lezzetli.

12012013137

15:41 Motor yaklaşıyor, ve karşıda güneş açtı. Nasip, kısmet, kader…12012013139

Üsküdar’dayım. Madem yağmur dindi, ben de sabah planlayıp da içemediğim kahvemi içerim dedim ve Şemsipaşa’nın yolunu tuttum. Şemsipaşa Camisinin hemen yanında bir yer var. Üsküdar’a indiğimde orada kahve içerim. Hep aynı masada. Çünkü denize en yakın olanı o ve o masadan balıkçıları izleyebiliyorum. Dışarısı ıslak olduğu için herkes cafenin kapalı kısmındaydı. Ben de içeriden kuru bir sandalye aldım ve her zamanki masama oturdum. :)

12012013145

Masamın manzarası…

Sonrası klasik. Atladım otobüse, evin yolunu tuttum.

Ne demişler;

‘Tilkinin dönüp dolaşıp geleceği yer kürkçü dükkanıdır.’ 

Vesselâm

-Sâliha

Read Full Post »