Feeds:
Posts
Comments

Archive for May, 2013

Serzeniş

Bitmeyen yıl yapmışlar.

17 yıl yaşadım ya, bir 17 yıl da bu sene yaşadım sanki!

YGS kursu dediniz, 11’in sonuydu, YGS kursuna gittik 1 ay. Sonra yaz tatili dedik, Ramazan dedik, bayram dedik… Sonra dershanede hızlandırma dediniz. Ona da gittik… Sonra okullar açıldı. Arkadaşları gördük, iyi, güzel, hoş…

Dersler başladı. Ama nasıl dersler. 3 kere dalgaları işledik fizikte hala anlamadık. Organik yine bir dereceydi. Gerçi onda da 100 üzerinden 10 alıp gülme krizine giren arkadaş oldu mesela. Öyle dersler.

Biyoloji, sistemler… Ve yazılıları…

Limit dediler, biz sustuk zaten o zaman. Çünkü gerçekten söyleyecek bir şeyimiz yoktu. Yani, ne diyeceğimizi bilemedik.

Sonra türev falan geldi işte. Fena değildi, limite göre…

YGS denemelerine girdik zilyon kez. Öyle bir gün oldu ki mesela, 2 LYS 1 YGS’ye girdik. 7 saatten fazla… La gün dediğin zaten 24 saat!

Sonra konular bitti… Mart geldi. Son tekrarlar yapıldı. Eğer mümkün olsaydı YGS kimya istifra edecektik. Öyle tekrarlar…

Sınava günler kala… Okula geldik, helalleştik, okunmuş su içtik, dağıldık evlere… Pazar günü, kalktık gittik sınava. Çıkınca rahatlayacağız sandık ama o sınav rahat geçmeyince, sonrası da rahat olmuyormuş. Bilemedik.

**

9 gün sonra puanlar geldi. Kritiğini yaptık. LYS’de kaç net gerek onları hesapladık. Açtık baktık konulara… Neler var neler yok… Ne kadarını biliyoruz…

LYS dersleri başladı. Kimileri seneye hazırlanmaya karar verdi, bıraktı.

**

Sonra bir tanesi de sınava 2 ay kala ben psikoloji istiyorum dedi, tuttu TM’ye geçti. Millet şaşkın. Bizim kız hesapladı netleri, olmaz değil, olur inşaAllah.

Başladı edebiyata… Ama ne başlamak! Akşam yemeğinde Ece Ayhan’dan konuşmaya başladı, tenefüslerde Haydar Ergülen’den… Artık İbrahim Tenekeci’yi zevk için değil, sınav için takip etmeye başladı. Milletin aylarca gördüğü konuyu 1 ayda bitirmesi gerekti. Coğrafya var sonra… Bir deneme gördü, soruların kitapla alakası yok. Bambaşka şeyler…

Bu arada integral falan girdi araya, 11. sınıf konuları tekrar edildi, testleri çözüldü… Limit hala koca bir soru işareti! Halledilmeli dendi, etüt alındı. Adam 30 dakikada limit anlattı.

Trigonometri sonra, lise hayatının en büyük derdi. Ama o da halloldu 1 haftada. Ters dönüşüm kaldı bir. O da olacak inşaAllah.

**

Gezip tozduğumuzu, eğlendiğimizi düşündüler ama içimizde hep bir vicdan azabı… ‘Çalışmam lazım!’

Öyle ki, arkadaşlarımıza mesaj atmaya çekindik mesela, ya da tenefüste sınıflarına gitmeye, çalışıyordur rahatsız etmeyeyim diye…

Bunalıma girmekten korktuk çünkü ders çalışmazdık üzülürsek! Sebebe bakar mısınız?! Üzülmenin bile bir lüks olduğu bir yıl!

**

Şimdi kalmış sınava 3-4 hafta…

Bu insanlar sıkılmasın da kim sıkılsın?

Şu yazıyı bile yazarken bir yandan İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatı üzerine bir ses kaydını dinliyorum. Yazı bitince de Cumhuriyet dönemi Tiyatro testlerine geçmeliyim.

Böyle bir yıl.

**

Yok mu daha büyük dertler?

Ne büyükleri var hem de!

Ama birinin de kalkıp şu halimizi anlatması gerekiyordu.

Vesselam…

 

Ez cümle: Oh be!

Read Full Post »

Filozoflaşma

Evet, bu şiire şimdi nasıl emek veriyorsam,

Okuduğunuz şu cümlelerde, şu sanatın ince dokusunda

Nasıl bu çalışmamı anlamak, görmek kabil oluyorsa;

Ömrüm boyunca nasibim olan felâket ve saâdet de

Kendi istek ve çalışmalarımla vücûda gelir.

**

Bâzı dargın fikirlerimle içimden eğlenirim:

Kederli, şen ne kadar hayâtım varsa ben yapıyorum,

Benimdir veren o âdi mermere -keyfime göre-

Ya şu çok güzel pozu, veya beğenilmez bu şekli;

Hâsılı benim benliğim de benim elimde bir oyuncak…

                                                                Tevfik Fikret

                                                               <<Rubab-ı Şikeste’den>>

Bu şiiri sanırım 2 yıl önce, eski bir kitaplığı karıştırırken bulmuştum. Edebiyat dersinden duymuştuk Tevfik Fikret’in ‘Rubâb-ı Şikeste’ kitabını. Birden karşımda görünce merak edip karıştırmıştım. ‘Tefelsüf (Filozoflaşma)’ başlığını gördüğüm gibi şiire tav oldum zaten.

Kitap oldukça eski bir basımdı ve sayfaların bir tarafında şiirlerin sadeleşmiş hali, diğer tarafında orijinalleri yazılıydı. Şairin kendisi, ölümünden az önce sadeleştirmiş eserini, diye hatırlıyorum. Oldukça garip gelir bana; ‘kendi yazdığın eseri sadeleştirmek’… Servet-i Fünûn Dönemi’ne özgü bir durum olsa gerek. Nihayetinde adamlar anlaşılmak konusunda ciddi sıkıntı çekmişler. Baktılar olmuyor… :)

Buraya eklediğim şiir, sadeleştirilmiş olan. Orijinaline buradan ulaşabilirsiniz, dilerseniz.

Vesselâm,

Sâliha

Hâmiş: Dizelerin sonuna bir ‘bi-iznillah’ ekleyesim gelmiyor değil…

Read Full Post »