Feeds:
Posts
Comments

Archive for September, 2013

Esselam aleykum verahmetullah!

Ben dersliğinde telefon şarj etmediğim, çayını kahvesini içmediğim, içinde namaz kılmadığım, ders dışında vakit geçirmediğim okula okul demem!

Eh, bir de bunlara blog yazmayı eklemeliyim sanırım. Insan okula 2 saat 40 dakikada gelince, 1 saat ders dinledikten sonra gitmek dokunuyor tabi.

Peki ben ne yapıyorum? Takıyorum telefonu şarja, çıkarıyorum tableti ve burayı kendim için gerçek bir okula dönüştürüyorum. :)

image

 

Neyseki normalde benimkinden sonra burada yapılması gereken ders iptal olmuş (bunu da sınıfa ders için gelip, burada mailine bakan bir grup öğrenciden öğrendim.) Böylelikle derslikten çıkmama gerek kalmadı. Kimsecikler yok, internet var. Tabi bir de arada bir kimya dersi için gelen öğrenciler var ama ben onlara gerekli açıklamayı yapıyorum zaten. :) ‘Kimya dersi için mi gelmiştiniz? Ders iptal olmuş, hoca mail atmış.’

Bazısının yüzünde bildiğiniz güller açıyor haberi duyunca. :) Ben de eğleniyorum işte buralarda.

 

vesselam

Saliha

Read Full Post »

Geçenlerde laptopuma bir haller olduğu için servise gitti, döndüğünde yedeklemediğim tek arşivim olan telefondan çektiğim fotoğrafların bir kısmı tarihe karışmıştı.

Kalan sağlar bizimdir diyerek bir karıştırayım dedim. Dikkatimi çekenlerden bazıları aşağıda.

Hz. Ömer’in (r.a.) sakalına düşen ak misali (Eyüb Sultan Mezarlığı);20072013901

**

Ümraniye’de çekildi bu, yolda birden karşıma çıkınca oldukça şaşırdığımı hatırlıyorum. Güzel insanlar…

15032013427

**

Bu da başka bir şok :) Boğaziçi’ne kayda gittiğim gün karşımda bunu görünce ‘Aman Allah’ım nereye geldim ben?!’ demiştim. Sonradan öğrendik ki öğrenciler bunu asabilmek için sabah namazında okula gelmişler. Allah razı olsun! Âmin

020920131155

**

Okuldan dershaneye yürürken geçen sene çekmiştim, herhalde bir hafta kadar bu haldeydi ağaç. Çok, çok, çok güzeldi. Mâ şâe Allah;

02042013472

**

Bu da yazın Arapça kursu yolunda çektiğim, çiçek demeye çekindiğim ‘عجيب’* bitki. Yakından incelemeye fırsatınız olduğunda oldukça şaşırıyorsunuz, kat kat bir şey. Şu an ne haldedir acaba;

(Ekleme: Sonradan öğrendiğime göre çiçeğin adı saat çiçeğiymiş. Çarkıfelek çiçeği olarak da geçiyor. Meyvesi de varmış, incire benzettim ben. Yaradana kurban :))

01082013945

**

Düzce, Güzeldere Şelalesi. Bir derenin önündeki iki ağacın arasına oturup yapabileceğiniz en güzel şeylerden;

04072013856

**

Ramazan Bayramı arefesinde, sanırım Karabük’te bir camide çekmiştim. Nerede bir yazı görüp beğensem, bilhassa o an okumaya vaktim yoksa, fotoğrafını çeker saklarım. Bu da öyle oldu. Uzunca bir yazıydı aslında, ben şimdilik en sevdiğim kısmını paylaşayım, bana haliyle çok dokundu. 40 kere okusam yine tesir eder muhtemelen. Ah… Neyse. Buyurun;

(Allah hazırlayandan razı olsun, her ne kadar ismi aşağıda karalanmış olsa da?)

07082013965

**

Bugünleri de mi görecektik! :’) Çok şükür Allah’a. İnsanın geçtiği sokağın duvarında adını görmesi garip oluyor;

110920131219

**

Bunu bugün çektim, çok matrak değil mi? :)

190920131229

**

Aşağıdaki de Asfa’dan. Sanırım ‘Hayalimdeki Okul’ konulu bir resim yarışması vardı, okulun girişinde öğrencilerin resimlerini sergilemişler.
Bu resim açık ara öndedir benim için! Allah böyle güzel çocukların sayısını artırsın, bu kardeşe muradını nasib eylesin, âmin.

210620137822

Vesselâm

Sâliha

*عجيب: Arapça ‘ilginç, eşi görülmemiş, enteresan’ şeklinde çevirebileceğimiz kelime.

Read Full Post »

Esselam aleykum verahmetullah!

Aşka ve tasavvufa dair olan 3. bölümden bir önceki yazıda bahsetmiştim.
Şimdi de kitabın girişinden ve 1. bölümden alıntılar, notlarım ve yorumlarım var.

Birlik Denizinde

Akıl kuşu ne kadar yüksek uçarsa uçsun O’nun doğruluğuna eremez. O’nun mahiyetinin derinliğinde binlerce akıl gemisi paramparça olmuş, bir parçası kıyıya çıkamamıştır.

Akıl 0 – 1 Gönül? Pek de hoşuma giden bir durum olmasa da böyle sanırım. Gazali’nin sezgiciliğini hatırlatıyor.

**

Her vadide at sürülmez. Bir an gelir, kılıcı kalkanı atıp kaçmak gerekir.

Gerektiğinde kaçabilmek nasib olsun, âmin.

**

O’nun aşkıyla kendinden geçmek istiyorsan bunu mutlaka yapmalısın. Bu sarhoşlukla yola çıkarsan, cennetteki yerini ararsın, ruhlar meclisindeki günlerini özlersin, yolun o yere uğradığında sevgiyle dolar, muhabbet kanatlarıyla uçarsın. Bu, gerçeği çıplak gözle görebildiğin bir makamdır. Hayal perdeleri parçalanır, Allah ile aranda sadece Celal perdesi kalır, akıl bineği buradan öteye geçemez. ‘Hayret’ dizgini, ‘dur’ der.

En sevdiklerimden…

**

Birlik denizinde ancak bir mürşidin, bir yol göstericinin ardından giden yolunu yitirmemiştir.

Başka bir alıntıyı not düşmüşüm kitapta bu kısma: ‘Kimin edineceği bir hocası, bağlı olduğu bir ilim adamı yoksa, onun imamı şeytandır. Bâyezid-î Bistâmî Hazretleri’
Halk dilinde ‘Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır.’ denilen durum yani.

Kitabın Yazılma Nedeni

Şiraz’ın olgun insanlarının sevgisi Şam ve Rum illerinden gönlümü çevirdi. Şiraz’a dönmek istedim. Fakat bu güzel bahçelerden dönerken dostlarım elim boş gelmek istemedim. “Mısır’dan dönenler mısır şekeri getirirler, bense elim boş dönüyorum” diye düşünüyordum. Aklıma şöyle bir düşünce geldi: ‘Ben şekerden daha tatlı bir şey getireyim dostlarıma.’
Bu beni teselli etti.
Bu şeker dile tatlı gelen, bilinen şeker değil.
Bu anlam düşkünlerinin ve sırlara aşina olanların sözleridir.
Armağanımı bir saray gidi düşledim.
On kapısı vardı.

Birincisi: Adalet, seçim, tedbir, halkı korumak ve Allah’tan korkmakla ilgilidir.

Diyerek başlar ve on bölümün de konularını yazar Şeyh Sâdî…

Birinci Bölüm

Bir yaşlının ahı en güçlü kılıçtan daha yıkıcı ve tehlikelidir.

Bir işte güvendiğin kimse Allah’tan değil senden korkuyorsa onu emniyet etme.

Kimin neyden korktuğunu nasıl anlıyoruz acaba?

**

Kutsal kitabın izni olmaksınız su içmek doğru değildir. Fakat dinin izni olunca kan bile dökülebilir.

İlk okuduğum an vurulduğum cümle. ‘İdrak cümlesi.’ Tüm kitabın içinden yeri ayrı olan cümlelerden. Çok net, çok güzel.

**

Malı çalınan köylüden ne hakla vergi alınabilir?

Vaktin birinde, geceleyin Bağdat civarında halkın yüreğinden yükselen ‘âh’lar ateş yalımı olup şehrin yarısını yakmış.

Not düşmüşüm: ‘Vay!’ :)

**

Bu da her okuduğumda tebessüm vesilesi olan kıssa:

Çocuk ve Çiçek

Ben de bir zamanlar çocuktum.

Fakat Allah ötekilerden daha çok güç vermişti pazularıma. Güçlüydüm ve gücümle benden küçükleri hırpalardım. Onları döver, gönüllerini incitirdim.

Bir gün benden güçlü birinden dayak yedim.

O gün bugündür çocukları çiçekler gibi sadece sevip koklamak ve korumak gerektiğini düşünüyorum.

Aklı başında olan insan ne dünya işlerinden kazandığına sevinir, ne de yitirdiğine üzülürmüş.

Bu biraz düşündürüyor. Dünyalık bir kayıp olduğunda teselli ediyoruz üzülmeye değmez diye. Ama dünyalık bir kazançta sevinmek hakkı buluyoruz. Kaybına üzülmememiz gerektiğini bildiğimiz bir şeyi kazandığımızda sevinmek garip değil mi?

**

Bedbaht kimdir diye soracak olursanız, mutluluğunu, insanların mutsuzluğunda arayandır, derim.

Aklın sana dost ise bir işaret yeterlidir.

Ee, şimdi de akıl mı gönlün önüne geçti?

**

Sahip olduğun serveti yoksullara pay et.

Sadi de böyle yapıyor, altını olmadığı için söz incileri saçıyor.

:)

 

Vesselâm

Sâliha

 

Hâmiş: Buraya eklediğim cümleler her zaman katıldığım, onayladığım görüşler olmuyor. Bazen bu şekilde düşünen de varmış demek ki diyerek paylaşabiliyorum. Biline…

Read Full Post »