Feeds:
Posts
Comments

gulesved

FELLOW DWELLERS OF THE EARTH;

My name is Eight Billion,
I contain an angel and a devil struggling inside,
The face I dress varies to survive,
Always hungry for power, never enough to content,
I look for “inner peace” whilst consumed by grudge,
For sons, for daughters , for self, please be advised, there long existed the new code, aside,

+21° 27′ 26.16″N, +39° 51′ 33.38″ E
21.457266° , 39.859272° ,
Let’s consider having an appointment with the best stylist for a change,
Experience, how exceptionally would you look better reflecting the best,
Thus, if you manage to change yourself, repenting for good,
The place called Earth might turn into Heaven, I assure,
It is me, it is you, it is us will power to 
CHANGE.
 

www.iskenderpasa.com 

View original post

Bu yılın kitabı ‘Bostan’dı! Not alarak okuduğum ilk kitap oldu sanırım, keyifli oluyor böylesi. Gerçi benimki daha ziyade soru işaretleriyle dolu gibi. :)

25 Ocak’ta İstanbul’da okumaya başladığım kitap, 4 Temmuz’da Düzce’de bir dere kenarında nihayete erdi.

04072013849

**

Kitabın kapağındaki resim, neyin nesidir bilmiyorum ama ben çok seviyorum. Zihnimdeki Sâdî tam olarak böyle bir şey.

Kitabın kapağındaki resim, neyin nesidir bilmiyorum ama ben çok seviyorum. Zihnimdeki Sâdî tam olarak böyle bir şey.

Kitap 10 bölümden oluşuyor, her bölüm belirli bir konudaki kıssaları içeriyor. Ben 3. bölümden başladım blogda altını çizdiğim yerleri paylaşmaya. Diğer bölümleri de zamanlar eklerim inşaAllah.

 

3. Bölüm: ‘Aşka, Sevgiye ve Tasavvufa Dair’

Gerçek aşık, yalnız Allah’ı bilir, O’nu anar, O’nu anmak için insanlardan kendisini kaybeder.
Gerçek aşığın derdine hiçbir şey derman olamaz. Kimse onun derdinin gerçeğini bilemez.

 

Aşkla korku, şişeyle taşa benzer.

 

Kimyacı gibi beklemekten usanma. Bakırı altına çevirmek için nice altını kara toprağa atar onlar.
Altın bir araçtır satın almak için. Dosta kavuşmaktan daha yüce ne alınabilir onunla?

 

Yüzü hep asık olanla ömür geçirme, onun verdiği ateşi ancak tatlı bir şerbetin serinliği söndürür.

 

Sevgili onsuz yaşayabiliyorsan terk et.
Onsuz olamadığın sevgilinin yolundan ise geri dönme.

 

Seni sevdiğinden uzaklaştıran ve alıkoyan şey, yüreğinde gerçekten yer edinmiş olandır. (Bkz: 756 yıl sonra Sâdî’nin düşündürdükleri)

 

Allah dostlarının suda yürüyeceğine, ateşin onları yakmayacağına neden bazıları inanmaz? Henüz ateşi tanımayan bir bebeği, annesinin şefkati korumuyor mu? Allah aşkıyla kendinden geçmiş olanlar her an Hakk’In koruması altındadır.
Allah’ın esirgeyiciliği kurtarmıştır İbrahim’i ateşten, Musa’yı Nil’de boğulmaktan.
İyi bir yüzücünün koruduğu çocuk Dicle’nin deli sularından korkar mı?
Ey arkadaş! Karada eteğin yaş iken, Allah dostları gibi denizde yürüyemezsin!

 

‘Aşk beni yakar, kül eder, toprağa dönüştürür’ diye korkma. Seni yok ederse sonsuzlaşırsın.

 

Benliğinden kurtulunca Allah’ı tanırsın.

 

Müziği iç sesiyle dinler, ruhu mana burçlarında uçarsa, meleklerin de üzerine çıkabilir insan. Eğer oyun ve eğlenceyle, maskaralık amacıyla kulak verilirse müzik de sema da hayırlı değildir.
Kainat güzel seslerle, aşkla ve enstrümanla doludur.
Bunu duymaz her kulak.

 

Dünya ağırlıklarından kurtulmadan Sevgili’nin yolunda hız kazanamazsın.

 

Canını hiçe saymayan Dost’a değil, kendine aşıktır.

Bu da bölümün son sayfası;

280820131120

 

Farsçasından dinlemek isteyenler için Bostan’ı giriş bölümünü buldum, ben sırf kulağa hoş geldiği için dinliyorum;

Şu dilin güzelliğine bakın! Orijinalinden okuaybilmek nasib olsun! Âmiiin!

 

Vesselâm

Sâliha

Yazarken dinledim: Erkin Koray – Öyle Bir Geçer

**

6 kişilik bir ailenin en küçük üyesiyim. Ve bu konuda söyleyeceklerim var.

tkamb

‘To Kill A Mocking Bird’ filminden sevdiğim bir sahne. Finch kardeşler ve Dill Harris.

Evin en küçüğü olmak denince direkt 2 şeyden bahsediyor insanlar, ekmek vs. almaya gitme mevzu ve naz yapma potansiyeli.

Genel yargı:

Evin en küçüğü kızsa, babaya nazı geçer. Erkekse, anneye nazı geçer.

Bir de teknoloji ve yaşam şartlarının gelişmesi var tabi. Evin ilk çocuğuna şahsi cep telefonu lisede alınırken, son çocuğa ortaokulda alınır mesela.

**

Ama bunlar çok sığ şeyler arkadaşlar. :) Siz bir de şunları dinleyin;

En küçükseniz, hele de arada çok yaş farkı varsa, ailede herkesin bildiği dedeleri, nineleri siz bilmezsiniz. Siz bebekken ya da doğmadan vefat etmişlerdir çünkü. Aile büyükleri bir araya gelir, eski günlerden konuşurlar. Hacı babalardan, koca ninelerden, eski iftarlardan, eski bayramlardan, eski mahallelerden konuşurlar. Ve sizin bu keyifli muhabbetin ortasında söyleyebilecek hiçbir şeyiniz yoktur. Sadece dinler ve hayal gücünüzü çalıştırırsınız.

Hayır bir de bu dedelerden biri çocukları çok seviyorsa daha bir üzücü oluyor. Sevgiye aç ve muhtaç en küçük çocuk (amma acıtasyon yaptım yahu!), abilerinden ablalarından büyük dedelerinin onları ne kadar sevdiğini, onları nasıl harçlıklara ve çikolatalara boğduğunu dinler…

Bir de kardeşlerin kendi aralarındaki durumu var. Yaşları birbirine çok yakın olan 2 abim ve ablam var. Onlar çocukken hep beraber oynarken ben de artık beşikte kendi başıma takılıyormuşum herhalde? Onlar benim çocukluğumu biliyor ama ben onlarınkini bilmiyorum, bilmek isterdim.

kardeşlik

Dostoyevski’nin Beyaz Geceler’inden bir alıntı:

Her şeyin iyisi eskidenmiş.

Gerçek şu ki; daha eskiden çocuk olmak isterdim. Sokakta oynamak isterdim mesela. Oynamadım. Bilgisayar çağı çocuğuyum.

cocuk-oyunlari-ip-atlamak

Ama şöyle bir güzellik de var, ben hiç tek kardeş olmadım. (Evet, bunu güzellik olarak alıyorum.)

Bana sorarsanız, iyi bir abla tecrübe ve daha birçok şey,
iyi bir abi de muhafaza ve daha birçok şey demektir ki ikisi de güven verir. :) (İyi bir kız kardeş nedir diye onlara sormak lazım bir de)

 

Yani evin en küçüklerine ballı çocuk muamelesi yapıyorsunuz ama bizim de içimizde kalanlar var!

Der, susarım.

 

Selam ile…

Sâliha

Selamlar!

Bugün Boğaziçi rektöründen bir mail aldım, ‘hoşgeldin maili’. İtiraf etmeliyim; beklemiyordum. Eve zarf falan gönderdiklerini biliyordum ama maille ulaşabileceklerini düşünmemiştim ki mail bana ulaşma yollarının en güzellerindendir. :)

Hanımefendi oturup bizzat benim için yazmış değil tabi ki maili, ama yine de, güzel bir başlangıç kabul edebiliriz bunu?

2 ay sonra bugünlerde üniversitede olacağım, alışmak ne kadar zaman alır bilemiyorum ama tahmin ettiğiniz kadar hevesli değilim, başka bir itiraf da bu. Şu an beni üniversiteye bağlayan tek şey, orada Türk kahvesinin 1,5 lira oluşu. 

Bu yaz, daha doğrusu bu Ramazan, hiç bitmeyebilir. Gerçekten. Muhteşem olurdu. Ramazan’ı durdurabilecek biri var mı?

**

Sanırım geçen günkü yazıdan sonra misafirlerimden bahsetmek zorundayım. Misafir dediğime bakmayın, en az benim kadar ev sahipliği yapanlar oldu. Mutfakta, bilhassa. :)

Akşam oldu, yemek yenildi, çay içildi, tatlılar yenildi… Tabu oynayalım dedik. Aramızdaki renkli kişilikler sayesinde keyifle oyuna devam ederken, bir telefon geldi, tercih sonuçları açıklanmış! 13 sınava girmiş kız bir odada, her birinin elinde telefon, heyecanla sonuçlara bakıyorlar. Sonucunu öğrenen söylüyor, ardından sevinç naraları… :) Az sonra akıllarda şu soru: ‘Ne yani biz şimdi üniversiteli mi olduk?’

 

Çok güzeldi, çokça elhamdülillah. Heyecanı paylaşmanın bu kadarı olabilirdi ancak.

Dün akşam bize iftara buyuran dostlardan, emeği geçenlerden Allah razı olsun! Allah muhabbetimizi daim kılsın! Âmin…

 

Vesselâm

Sâliha

Az önce az bir hamur yoğurdum, şu an bileğim ağrıyor. Nerelere gideyim ben?! Hamur yoğurmaktan bilek mi ağrırmış Allah aşkına! DikenliHikayeler olsaydı şimdi, ‘Ama sen bir çiçek kadar narin bir kızsın:)’ derdi-

DikenliHikayeler demişken, yarın inşaAllah bir grup misafirim var, DH onlardan biri. Yoğurduğum hamur da, onlara hazırladığım tart hamuru zaten. -Allah yüzümü kara çıkartmasın, âmin- Bu yaptığım 6. tart falan olmalı (bir kere bile mercimek çorbası yapmadım ama sıkıldıkça tart yapıyorum?) Ama nedense hamur önceki yaptıklarım gibi olmadı. :/

1,5 ölçü yaptım hamuru ilk defa, onu mu tutturamadım acaba diyorum? Ama el insaf yahu! O kadar yıl fen okuduk, 4 yıl boyunca zilyon tane işlem yaptık, bir tarif ölçüsünü 1,5’la çarpamıyorsam yuh bana! (Gerçi blogda 90’dan 18 çıkarıp 78 bulmuşluğum da var ya neyse… bkz: YGS-Üniversite Hazırlık Sınavları Üzerine)

İçimdeki mükemmeliyetçi hamura oldukça söylendi başlarda, neyse ki tepsiye döşerken hallettik aramızdaki husumeti, şimdi fırında, fena gözükmüyor.

Ah, bu arada, annemden çok güzel bir dua öğrendim bugün;

‘Adını biz koyduk, tadını sen koy Allah’ım!’ (âmin)

Ben de öyle dedim mutfağa giriştiğimde, gerisi Allah kerim. Ne yapalım, olduğu kadar, olmadığı kader! (İçimdeki mükemmeliyetçinin çenesini böyle kapamaya çalışıyorum)

Yemekler yine neyse de, muhabbet cidden önemli. Gelebilmek için başka programları iptal eden, değiştiren kızlar var. Onlar çok harika insanlar ben onları çok seviyorum! Diğer kızlar da gelsin, herkes çok güzel vakit geçirsin istiyorum.

Bir defa, bütün arkadaşlarım bana yakın otursun istiyorum. Biri Florya’da, biri Beşiktaş’ta, biri Bakırköy’de… E nasıl gelsinler buralara! Haklı.

Bir de aile yemekleri var ki beni öldürüyor. Aile yemeği nihayetinde, kızın halasıyla arasını mı bozayım şimdi? Mümkün değil.

Neyse işte. Şimdilik 29’da 12. Bazı kızlar da sürpriz yapsın diye bekliyorum. :) (Bu da yenilgiyi kabul etmeyen Saliha :)

Aşağıdaki de hamur yoğururken dinlediğim, keyfimi bir nebze olsun yerine getiren parça;

**

Bugün Ümraniye’de kahve çeken bir yer buldum. Kızlara kahve çektirdim. Brezilya kahvesi! Adam yıllarca Mısır Çarşısında çalışmış, baharatçı esasında. Mehmet Efendi, Nuri Toplar muhabbeti yaptık amcayla. Kahveyi beğenirsem artık Eminönü’ne gitmeyeceğim kahve çektirmeye. :)

Halis çekilmiş kahvem :)

Halis çekilmiş kahvem :)

**

Alakasız ama paylaşmak istediğim bir gelişme: GoodReads’e üye oldum! Daha çok yeni. O yüzden pek ilgilenemedim. Ama bayağı seveceğim sanırım orayı. Öyle umuyorum. :) Buyurun, profilim: goodreads.com/celenlizade Varsa bir hesabınız, ne okuduğunuzu bilmek isterim. ;)

**

Şimdi Bakırköy’de oturan arkadaşın geleceğini öğrendim. Ardından sevinç naraları :) 29’da 13 oldu! Elhamdülillah! 

**

Bahsetmişimdir mutlaka, Ramazan vaz geçilmezlerimden biri de Akra’daki Nasreddin Hoca ve Hacivat Karagöz programıdır, tam iftar vakti oluyor, çok da güzel oluyor! Bugünkü en sevdiğimden, Nasreddin Hoca’ydı. Hoca’nın canı börek çekiyor, hanımı yapmayınca kendisi yapmaya kalkıyor. Hamuru eline yüzüne bulaştırıyor tabi ki (mecâzî :)). Hanımı da eve gelince Hoca’nın yufkaları değirmen taşına benzetiyor ki ben o an inanılmaz eğleniyorum çünkü o zamana ister istemez kendimi Hoca’ya benzetmiştim, benim tart hamuru, Hoca’nın yufka hamuru… :)

Tevafuk oldu, keyiflendim. :)

**

Veeeeee 14 oldu :) Bir güzel insan daha eklendi! Çok şükür! Yarını heyecanla bekliyorum ^^

Öyleyse, saat 5 sularında yazmaya başladığım şu yazıyı 6 saatin ardından bitireyim de, yayınlansın, değil mi? Bu arada tartın akıbeti gayet iyi elhamdülillah. :) Şimdi gideyim de taze çekilmiş kahveyi bir deneyeyim…

(Burayı da günlük niyetine kullanıyor gibi oldum ama, khayırlısı…)

Selametle!

Sâliha

Yazarken dinledim: Segah Niyaz İlahisi – Şem’i Ruhuna & Dinle Sözümü
 

Ramazan, 1431. Kudüs’ün dar sokaklarında kardeşler fenerlerle Ramazan’ın gelişini kutluyor. Fotoğraf: Muhammed Muheisen

Esselam aleykum!

Ramazan’ın yarısına gelmişiz.

Ramazan’ın yarısı!

Ramazan, bitmesin.

Yahu bir yolu yok mudur bunun? İlk günden beri dua ediyorum, bereketlensin vaktimiz, Ramazan bitmek bilmesin diye. Ama hafta sonu itikaf başlıyor bile. Şimdi tatildesin, evde yata yata oruç tutuyorsun, rahatsın tabi dersiniz, demeyin.

Şahsi kanaatim, şeytan insanoğlunu açlık ve susuzluktan daha çok yıpratır. Malûmunuz, Ramazan’da da şeytanlar zincirli. Haliyle, böylesi her türlü daha huzurlu!

Yazıya başladıktan sonra Ramazan’la ilgili birkaç hadis bakayım dedim, kendimizi Allah’a nasıl sevdiririz temalı. Riyazü’s Salihin’i ve birkaç siteyi taradım. Bir okusanız, bana hak verirsiniz!

“Faziletine inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek Kadir gecesini değerlendiren kişinin geçmiş günahları bağışlanır.” (Riyâzü’s Sâlihîn, 1192)

“Kim, faziletine inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır.” (Riyâzü’s Sâlihîn, 1222)

“Kim ramazanın faziletine inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek terâvih namazını kılarsa, geçmiş günahları bağışlanır.” (Riyâzü’s Sâlihîn, 1190)

Allah rızâsı için bir gün oruç tutan kimseyi Allah Teâlâ, bu bir günlük oruç sebebiyle cehennem ateşinden yetmiş yıl uzak tutar.” (Riyâzü’s Sâlihîn, 1221)

**

Teravihe camiye gitmek üzerine;

Hz. Peygamber (s.a.s), Ramazan’ın bir gecesinde namaz kıldırdı. Abu Zer (r.a) “Ey Allah’ın Resulü, gecenin kalan yarısında da bize namaz kıldırsaydınız.” deyince, Hz. Peygamber cevaben, “İmam namazı bitirinceye kadar onunla namaz kılmak, bütün geceyi ihya etmeye eş değerdir.” buyurmuştur. (Ebu Davud, Salat 318; Tirmizi, Savm 81; İbn Mace, İkame 173)

“Şüphesiz namazdan en çok sevap kazanacak insanlar, uzak mesafelerden camiye yürüyerek gelenlerdir. Namazı imamla birlikte kılmak için bekleyen kimsenin sevabı, namazı tek başına kılıp sonra uyuyan kimseden daha büyüktür.” (Riyâzü’s Sâlihîn, 1059)

“Karanlık gecelerde mescidlere yürüyerek giden kimselere, kıyamet gününde tam bir nura kavuşacaklarını müjdeleyiniz.” (Riyâzü’s Sâlihîn, 1060)

Karanlık geceler deyince, aklıma yatsı ve sabah namazları geliyor. Teravihe gitmek oldukça yaygın zaten, ama bir de sabah namazına camiye gitmeyi tecrübe edin derim. Yeri gelmişken;

“Münafıklara sabah ve yatsı namazından daha ağır gelen hiçbir namaz yoktur.  İnsanlar bu iki namazda ne kadar çok ecir ve sevap olduğunu bilselerdi, emekleyerek de olsa cemaate gelirlerdi.” (Riyâzü’s Sâlihîn, 1075)

**

Bereket bereket diye dua edenlere;

“Sahur yapınız, zira sahurda bolluk-bereket vardır.” (Riyâzü’s Sâlihîn, 1232)

**

Veee favorim :)

“Allah Teâlâ şöyle buyurdu: Kullarımın bana en sevgili olanı, oruç açmakta acele davranandır.” (Riyâzü’s Sâlihîn, 1238)

Orucunuzu bekletmeden açıyorsunuz, ve en sevgili kul oluyorsunuz! Bu dini sevmemek imkansız. :)

   

**

“Kim bir oruçluyu iftar ettirirse, oruçlu kadar sevap kazanır. Oruçlunun  sevabından da hiçbir şey eksilmez.” (Riyâzü’s Sâlihîn, 1268)

Geçen senelerde okulda çokça uyguladığımız bir şeydi. Aşure günü ve kandil günlerinde çoğumuz oruçlu olurduk, ve hepimiz kantinden, bakkaldan yiyecek bir şey alıp birbirimize verirdik ve iftarda orucumuzu bunlarla açardık, böylece herkes mutlaka başka birinin de sevabına ortak olurdu. Çok da keyifli oluyordu. :) Tavsiye ederim!

Geçenlerde fark ettiğim bir şey, eve ekmek getiren anne babalar bu konuda çok şanslılar. Düşünsenize, adam bugüne kadar ailesi ne kadar oruç tuttuysa hepsinin sevabına ortak oluyor, evin reisleri bunun farkında mı acaba? :)

 

Son olarak, aklımızda bulunsun;

“Kim yalan konuşmayı ve yalan-dolanla iş yapmayı terk etmezse,  Allah o kimsenin yemesini, içmesini bırakmasına kıymet vermez.” (Riyâzü’s Sâlihîn, 1244)

Neye niyet, neye kısmet. Başına oturduğumda, aklımdaki yazı bu değildi ama hadisler çok güzeldi, dayanamadım! Lâyıkıyla amel etmek nasîb olsun! Âmin.

Selametle!

Sâliha

 

Hâmiş: Hadislerin sonundaki linklere tıkarsanız kaynağına ve benzer hadislere ulaşabilirsiniz.