Feeds:
Posts
Comments

Archive for the ‘Ramazan 1433’ Category

Yazarken dinledim: İncesaz – Tereddüt

**

Arefe günü 1 günlüğüne Safranbolu’ya gittik. Günün özeti; oruçluyken bu kadar gezmek akıl kârı değil.

**

Safranbolu’ya bundan önce 4-5 kere gittim.  Çok severim Safranbolu’yu. Benim favori mekanım İncekaya su kemeri. Bizim köydeki eve yürüme mesafesinde. -3 km falan imiş aslında ama güzel bir yolu var.-

Kemer Tokatlı kanyonu üzerine 18. yüzyılda inşa edilmiş. Mavi Elmas da kanyonu ve kemeri bir güzel gezmiş. Daha fazla bilgi veya resim için websitesindeki yazısına bakmanızı tavsiye ederim. Ayrıca buradaki resimler de MUHTEŞEM!

Yalnız kemer 1-2 metre genişliğinde ve korkuluk yok. O yüzden bazı insanlar geçerken sıkıntı yaşayabiliyor, bazıları teşebbüs bile etmiyor. Ama, yükseklikten ve tehlikeden pek hoşlaşmayan ben, bu kemer üzerinde yürümeye bayılıyorum. :) Anneannemler bu kemerden bir de merkeple geçerlermiş.

Aşağıya bakınca ise -baş dönmesi yapabiliyor- şöyle bir şeyle karşılaşıyorsunuz;

Ben kanyona inemedim bugüne kadar ama bir sonraki gelişimde kesinlikle istiyorum!

**

Safranbolu’ya gelince bir de manzarasıyla meşhur Hıdırlık tepesine çıkmanızı tavsiye ederim. Safranbolu evlerini bir arada görmek çok güzel oluyor. Meşhur bağlar gazozu içmeyi de unutmayın! (Canım çekti, eve aldığımız bir kasa gazozdan birini açtım şu an kendime -ki ben normalde gazoz içmem.)

Sırt çantam, ben ve benim manzaram;

Bu da kış manzarası imiş;

Bu da benim en sevdiğim Safranbolu fotoğrafı, Hıdırlık’tan çekilmiş olmalı;

Veeee tabiki orijinal bağlar gazozu :))

Hıdırlık’ta bir de namazgâh var. Üstü açık cami yani. Yazlık cami gibi bir şey. :)

**

Tepenin aşağısında ise Safranbolu çarşısı var. Hediyelik eşyaların, lokumların satıldığı yer; dar sokaklar, asmalar… Yine daha fazla bilgi için Mavi Elmas’ın bu yazısını tavsiye edeceğim, en azından bir göz atın, güzel şeyler var. :)

Yalnız çarşıdan şu kahve takımlarından alamadım, içimde kaldı.

**

Mavi Elmas‘ın anlatımıyla Safranbolu çarşısının dilimize kazandırdığı bir deyim;

“Pabucunu dama atmak” cümlesini hepimiz kullanırız değil mi. Bunun nereden geldiğini biliyor musunuz?? İşte bu çarşıda esnaftan işini iyi yapamayan, derinin uygunsuz yerinden ayakkabı yapan esnaf cezalandırılırmış. Hatalı üretim yapanın pabucu çatıya atılır, kimse de itaraz etmezmiş bu cezaya. İşte bu deyiş buradan çıkmış. Her ne kadar günümüzde farklı manada kullansak da Safranbolunun bize kazandırdığı bir deyiş.

**

Sıra geldi İncekaya köyüne! Bizim köye :) Bizim sokakta evlerin çoğu orijinalliğini koruyor. Öyle evler var ki, ben içinde insan yaşamıyor zannediyordum, gayet de yaşıyormuş!

Köyde benim eeennn sevdiğim ev Müşerref teyzenin evi. Kendisini birkaç kez görmeme rağmen beraber fasulye kırmışlığımız bile vardır. :) Çok tatlı bir teyze. Bizim orada bütün teyzeler tatlı! Bir tanesinin adı Ton Ton Şazi mesela. İsmi bile tatlı. :)

**

Müşerref teyzenin evinde rezil olmuşluğum var bir de. Bir keresinde dayımlar Müşerref teyzeye gitmişlerdi. Ben de onları çağırmaya gittim ama ilk defa bizden başka birinin evine giriyorum köyde. Kapı zaten açık. Girdim içeri. Baktım yan tarafta bir kapı. Kapıyı tıklıyorum, ses yok! İnatla tekrar tekrar tıklıyorum kapıyı ama ortalıkta hiç insan gözükmüyor! Baktım ileride bir merdiven var. Yukarı çıkayım dedim, herkes yukarıdaymış. Evin girişinde, benim tıkladığım kapı da meğer hayvanların ahırıymış! Meğer Safranbolu’da hayvanlar evin giriş katında kalırlarmış. Müşerref teyze ahırın kapısını tıkladığımı duyunca bayağı eğlenmişti tabi. :)

**

Benim için evin en güzel yeri evin önündeki balkon tarzı şey. (Fasulye kırdığımız yer :)) Tam kitap okumalık! Her yeri asmayla sarılmış, gölge, serin, yeşil… Şahane! İşte resimleri;

İçerisi…

Dışarıdan görünümü…

Bunlar da bostandan;

Lâlâ’nın kirenleri, köyde en güzel kiren onun olurmuş. Öyle dediler. (Adı Leyla, ama herkes Lâlâ diye telaffuz ediyor. :))

**

Bu da bizim evin en sevdiğim kısımlarından biri; mutfaktaki sedir, camın önü, sokağa bakıyor. :) Gelen geçenle selamlaşılıyor falan… :)

**

Yaşlanınca Safranbolu’ya yerleşmek isteyebilirim. İncekaya’ya ama! Köye yani. Şehre değil, orada trafik var! Ben atımla yolculuk etmek istiyorum sokaklarda :)

-Şimdi beni hayallerimle yalnız bırakıp, işlerinize dönebilirsiniz.-

Değerli vaktiniz için teşekkür ederim, umarım beğenmişsinizdir.

Hayırlı günler, geceler…

-Saliha

Advertisements

Read Full Post »

Sâlâm!*

Tiramisuyla ilk tanışmam sanırım ilkokul yıllarımda oldu. Okulun hemen yanında oturan arkadaşımın evine gitmiştim. Mutfakta oturmuş, ne yesek diye düşünürken -genelde mısır gevreği kaçırırdık odasına- bana tiramisu ikram etti. Ben de:

Aaa! Peynirli pasta mı olurmuş? Ne o öyle? Yemem ben onu!

demek suretiyle reddetmiştim.

Çok pişmanım.

Yıllar sonra -sanırım ablam yaptığında- tadına baktım, hayran oldum. Favori tatlım oldu! Sonrasında ise ikram edildiğinde reddettiğim tüm tiramisular için kendimden özür diledim. :(

Aradan yıllar geçti, liseye geldim. Okula ne zaman tatlı yapılacak olsa, anneme tiramisu yaptırdım, her seferinde de sınıf arkadaşlarım annemden tiramisu istedi. Ama nedense hiç öğrenme girişiminde bulunmadım, tâ ki bu sabaha kadar…

Annem başladığı tiramisuyu bana devredince, öğrenmek zorunda kaldım. :)

Öğrenmek diyorum ama, zaten biliyormuşum ki! Son iki haftada yaklaşık 4 kere yaptığım muhallebinin neredeyse aynısıymış!

Her neyse, tam bir BİM tiramisusu oldu. :)

Tiramisu kelimesi gittikçe anlamsızlaşıyor şu an. Tiramisusu nedir yahu?!

Süt: Dost süt

Kek: Connex hazır pasta keki

Labne: Kerem labneh

Kahve: Vip kahve

(Şeker ve un hakkında bir bilgim yok.)

Sonuç olarak, kek hazır, kreması ise şeftalili tart ve sakızlı muhallebi kremasına çok benziyor. Bir de keki kahveyle ıslatmanız gerekiyor. Bu kadar basit!

Malzemeler ve Tarif

Keki için;
Zahmet edip marketten kakaolu hazır pasta keki almanız icâb ediyor. :)

Kreması için;
3 su bardağı süt,
3/4 bardak un,
3/4 bardak şeker,
100 gram labne peyniri.

(Krema malzemeleri kaynayana kadar karıştırılararak pişiriliyor, ardından labne peyniri eklenip, iyice çırpılıyor.)

Üzeri ve içi için;
1,5 bardak su,
2 paket hazır kahve,
Dilediğiniz kadar Türk kahvesi/kakao.

(Hazır kahve tozunu sıcak suya döküyorsunuz, karışımın yarısı alttaki kekin tabanına, kalanını üstteki keke döküyorsunuz. Sonra üzerilerine kremayı döküyorsunuz. En üstüne ise süzgeçle tercihen toz Türk kahvesi, veya kakao koyuyorsunuz.)

 
-Saliha

*Sâlâm, Farsça merhaba demek. A Separation filmini izleyenler bilirler. :) Küçük kızın salâm deyişine hayranım! Şirinlik abidesi! Videonun 45. saniyesine bakarsanız neden bahsettiğimi anlarsınız, inşaAllah. :)

Hâmiş: Daha da Ramazan’da tatlı yapmam! Elime bulaşan kremayı yıkamanın verdiği acı tarifsiz! :/

Read Full Post »

Bismillah!

  • Aniden gelen misafir sorunu: Çok tuhaf bir şey. Örtülü olmayan bir insanın anlayabileceği bir duygu değil bence. Eve misafir gelir, pat diye odaya dalar. Odadan çıkacak vaktiniz yoktur ve kıyafetiniz misafire görünmeniz için uygun değildir. Sehpanın arkasına iki büklüm saklanıp, bir saat boyunca orada çıt çıkarmadan misafirin gitmesini bekleyebilirsiniz. :D (Neredeyse her kızın böyle bir anısı vardır, çoğunlukla masa altı veya koltuk arkasına saklanılır. Ve kızlar bu anılarını birbirlerine anlatıp gülme krizine girerler. :))
  • Aniden çalan kapı sorunu: Birden kapı çalar! Kimin geldiğini bilmiyorsunuz (veya namahrem bir beyefendinin geldiğini biliyorsunuz) ve bir an önce örtünüp kapıya bakmanız gerekiyor. O an evin içinde bir başörtüsü -çoğunlukla tülbent- arayışı oluyor ki görmelisiniz! Hangi odaya, hangi kapının arkasına baksanız her zaman ortalıkta olan o tülbenti bulamıyorsunuz! Adam kapıda bekliyor, haliyle stres yapıyorsunuz. Evin içinde oradan oraya koşturuyorsunuz. :)
    Balkona çıkarken de aynı şekilde. Her zaman ortalıkta olan başörtüsü, ihtiyacınız olduğu anda aniden yok oluyor!
  • Açık cam, açık perde sorunu: Odaya girersiniz, cam veya perde açıktır. Örtülü değilsiniz ve karşı apartmandan birisi eğer bakarsa odanızı rahatlıkla görebilir. Karşı apartmandaki muhtemel gözlemciye yakalanmadan hızlıca (ve sinsice) odanın bir ucuna gidip, camı perdeyi kapatıp, öyle işinizi görürsünüz. :)
  • Başörtü uçuşması: Bazen dışarıda başörtünüz rüzgardan uçuşup yüzünüzü kapatabilir. Önünüzü göremezsiniz. Panik olursunuz, hızla düzeltmeye çalışırsınız. :D İzlemesi komiktir.
  • Elleriniz doluyken feraceyle merdiven çıkmak: Ölüm gibi! Olamaz böyle bir şey! Apartman kapısından giriyorum, evin kapısına gelene kadar sinirlerim yıpranıyor, tükeniyorum. :D Her basamakta feracemin eteklerine basıyorum resmen. Çıldırtıyor insanı, yavaşlatıyor çünkü. Sıkıntılı bir durum. (Uzun etekle namaz kılarken de secdeden kalkarken benzer sıkıntı görülür.)
  • Bağ kurulan başörtüler: Tonbinlerce yeni başörtü de alsanız, hâlâ o eski, yıllardır kullandığınız ama rahat ettiğiniz başörtünüzü/şalınızı takarsınız. Her gün farklı bir başörtüsü, şal takayım gibi bir durum olamaz. Olmuyor. Bende olmuyor en azından. :)
    Şu var bir de; dönem dönem bir başörtüye/şala kafayı takarsınız. Sadece onu kullanırsınız. 1 hafta, 1 ay? Kişiden kişiye ve örtüden örtüye değişir. :) Sonra onu bir kenara koyar, başka bir başörtüye/şala bağlanırsınız :D
  • AMELE YANIĞI! Yüzde ve elde yazın sıklıkla rastlanır. Dalga geçilir. Muzdarip kişiyle eğlenilir. Daha sonra acısıyla yalnız bırakılır. Acı bir durumdur cidden.

 

:)

-Saliha

 

Hâmiş: Böyle sıkıntılara can kurban ;)

Read Full Post »

Serinin ilk yazısı için; Ramazan 4: Veeee Saliha mutafağa girer! :)

Bu aralar ehl-i beytimi şaşırtarak kimsenin etkisi ve baskısı altında kalmadan, kendi rızamla, durduk yere mutfağa giriyorum. :)

Bugün de canım sıkıldı, tatlı yapayım dedim.

Annem, abim ve ben yaptığımız toplantılar(?!) sonucunda sakızlı muhallebi yapmamda karar kıldık.

Çok kolaymış! 15 dakikada oldu resmen. Hatta o kadar çabuk oldu ki bir an boşlukta hissettim ve az daha şeftalili dondurma yapmaya girişiyordum! Evde salep yokmuş ama. Kısmet. (Salep yerine yumurta akı kullanmak gibi bir seçenek de vardı ama çiğ, hatta donmuş yumurta akı yeme fikri pek hoş gelmedi bana.)

**

Sakızlı muhallebiyi yaptım, arasında bisküvi ufaladım koydum, sonra üstüne çikolata sosu falan…

Böyle bir şeyler oldu;

Bir Fincan Sakızlı Muhallebi :)

Bir tanesine kendi inisiyatifimi kullanarak kahve de koydum bisküviyle beraber. Damla sakızlı kahve oluyorsa, kahveli damla sakızlı muhallebi de olabilir gibi geldi. Göreceğiz inşaAllah. :)

**

Allah’ım, yüzümü kara çıkarma, tadına bakan herkes çok beğensin. Âmin.

Malzemeler

5 bardak süt

1 bardak şeker

Yarım bardak nişasta,

Yarım bardak un,

Yukarıdaki malzemeler kaynayınca içine katılmak üzere 1 kaşık tereyağı ve damla sakızı.

Üzeri için;

Yarım paket çikolata sosu,

Fındık,

Kakaolu bisküvi.

-Saliha

Read Full Post »

Çocukken teravih için camiye gittiğimizde, herkesin aynı anda eğilişini görmek için secdeye herkesten biraz geç giderdim ve inanılmaz zevk alıyordum bundan. Bence yalnız değilimdir. :)

**

Akra fm’de her akşam Prof. Dr. Mahmud Es’ad Coşan Hocaefendi’nin sohbetlerini dinlerdik. Sohbetin sonunda bir dua kısmı olur. Dua edilirken nerede ‘âmin’ demem gerektiğini kestiremediğim için, dua boyunca içimden durmadan ‘âmin’ derdim. Böylece nerede demem gerekiyorsa orada ‘âmin’ demiş oluyorum. Garanti. :))

**

5 yaşındaydım. Eski evimize bir misafir teyze gelmişti, akraba. Rahatsız olduğu için namazı oturarak kılıyordu. Ben tabi hayatımda ilk defa oturarak namaz kılan birini görüyorum. Ne cesaret bilmiyorum ama teyzeye öyle namaz kılınmayacağını söyleyip, ayağa kalkıp nasıl kılması gerektiğini göstermiştim.

Teyze hâlâ ne zaman beni görse “Öyle namaz kılınmaz!” deyişimi taklit ediyor. :))

**

İlkokul yıllarında, Ramazan’da iftarlara giderken örtünürdüm. Sadece iftarlarda ama. Aynı insanlara Ramazan’dan sonra gitsek örtünmüyordum. :) Heves sanırım? Bilmiyorum. :)

**

11-12 yaşlarımdayken büyüyünce asla uzun pardösü giyemeyeceğimi düşünüyordum. Beeeelki anne olunca giyerdim. (Anne olmak demek çok büyümek demek.) Gençken giymek çok zor gelmişti sanırım. (14 yaşında ferace giymeye başladım ama, dengesiz miyim neyim… :))

**

Beni en çok eğlendiren şu;

Ben 7-8 yaşlarındayken, babam bir şeye şaşırıp, ‘Allaahu ekber!’ demişti. Ben de o olaydan sonra, bir süre boyunca, ne zaman şaşırsam ‘Allaaaaahu ekber!’ demiştim. :D

7 yaşında bir çocuğun, şaşırdığında yüksek sesle tekbir getirdiğini düşünsenize :D Şaka gibi!

**

:)

-Saliha

Read Full Post »

İmam Said başına gelen trajikomik bir olayı anlatıyor. Ne yalan söyleyeyim, ben çok güldüm. :)

Sheikh Saeed Rageah was born in Somalia, raised in Saudi Arabia and in the late 80s found his way to North America. He is married and has four daughters and two sons. He enjoys spending quality time with his family.
He holds a B.A in Islamic studies as well as a Masters in Shari’ah from the Institute of Islamic and Arabic Sciences in Fairfax, Virginia. Over the years, he has held several posts including founder of Masjid Huda in Montreal, Masjid Aya in Maryland, Muslim Youth magazine and the Aqsa Association.

After serving as an imam in Maryland and Calgary, Saeed moved to Toronto with his family and when he is not discharging his various duties at the Masjid, he travels the globe extensively as a lecturer.

Sheikh Saeed recently moved to Toronto with his family and is currently serving as an Imam at Abu Huraira Islamic Center. He teaches and travels for Al-Maghrib Institute and he also holds the post of Chairman for the Journey of Faith conference.

His other associations include:

• Founder of Oasis magazine
• Founder ‘IQ’ (Quranic institute). Now it has branches in USA and Canada
• MBA(Muslim Basketball Association)
• Co-founder and the chairman of Journey of Faith Conference -annual conference in Eastern Canada
• Co-Founder of Power of One conference -annual conference in Western Canada
• Founder of Leadership camp for Muslim youth – Fourth year in Western Canada and second in Eastern Canada
• The Director of Ummah Times magazine
• Counselor at University of Calgary
• Muslim Chaplain of University of Calgary and Southern Alberta institute of Technology (SAIT)
• Founder of MSL of Calgary
• Youth Hot line
• Founder of Orphans Matter
• Founder of Muslim Student Loan Foundation

-Saliha

Read Full Post »

Selamlar,

Ben ve ailem, sıklıkla benim mutfakla pek aram olmamasından şikayet ederiz. Daha doğrusu, yemek yapmakla pek aram yoktur. Tatlılarla nispeten daha iyiyiz mesela. :) (Bkz: Waffle yaptım!)

Bu sabah da içimden tatlı yapmak geldi. İnanın bana saatlerce internetten gönlüme göre bir tarif aradım.

…Bulamadım.

Sonra birden aklıma şeftalili tart geldi.

Mutfağa girdim. Başta her şey sorunsuz gidiyordu. Tart hamurumun kıvamı harika oldu. Muhallebimi hazırladım, soğumasını bekliyorum, falan filan…

Hamurum güzelce pişti. Sıra tepsideki hamuru tabağa almakta…

Tepsiyi ters çevirdim, pişmiş hamuru elime aldım, tam tabağa koymak üzereydim ki,

ÇAT!

Hamurum orta yerinden üçe bölündü.

:'(

Sonuç: HAYAL VE KIRIKLIK

Sonra muhallebiyle krem şantimi karıştırıp çırptım. Krema tahmin ettiğim üzere pütür pütür oldu. Ve bu benim için ziyadesiyle sinir bozucu bir şey çünkü pütürlü şeylere karşı takıntım var. (Sırf bu yüzden irmik tatlısı yiyemiyorum mesela.)

Bu da Allah’tan deyip, kremayı döktüm;

Meyveleri dizdim…

Son eklemelerle;

 

Eh, fena gözükmüyor sanki?

 

Malzemeler

Hamuru için;
125 gram tereyağ,
1/2 su bardağı pudra şekeri,
1 yumurta,
1 kaşık yoğurt
1/2 paket kabartma tozu,
1/4 çay kaşığı tuz
Un

Kreması için;
2,5 su bardağı süt,
1,5 kaşık nişasta,
1,5 kaşık un,
3 kaşık şeker
(Yukarıdaki malzemeler kaynayana kadar karıştırılararak pişiriliyor, soğuduğunda ise 1 paket krem şanti eklenip çırpılıyor.)

Üzeri için;
3 Şeftali,
Fındık,
Ceviz
(Normalde üzerine jöle konulur ama jelatin içerdiği için ben kullanmıyorum. Siz de kullanmazsanız çok şey kaybetmezsiniz bence :))

 

-Saliha

Hamiş: Performansımı değerlendirirken, malzeme konusunda sıkıntı yaşadığımı göz önünde bulundurmanızı rica ediyorum. (Örn: tart kalıbı)

Ayrıca, Ramazan olduğundan dolayı yaparken tadına bakamamış olsam da hepsinin tadı tuzu yerinde, gayet lezzetli olmuş, biline… :)

Read Full Post »

Older Posts »